15 Mayıs 2015 Cuma

McLuhan: Araç mesajdır ve Küresel Köy

Araç mesajdır (Medium is the massage)
 
Marshall McLuhan'ın Medyayı Anlamak (Understanding Media) adlı çalışması ile başlayan gizemli paradoksun adı: Araç Mesajdır. Bu ifade internette araştırıldığında bütün yollar McLuhan'a çıkmaktadır. Bir çok kişi burada aracın kitle iletişim araçları (radyo, TV, internet, basın vs.) olduğunu varsaymıştır ve mesajı da içerik veya bilgi olarak düşünmüşlerdir. Bu iki varsayım bir araya geldiğinde insanları yanlış bir sonuca götürmektedir. Bu durumda iletişim kanalı içeriğin yerine geçmekte ve McLuhan'a göre bilgi içeriği önemsiz görünmektedir. Böyle bakıldığında araç mesaj olamazdı, mesaj araç olurdu. McLuhan anlamı net bir şekilde ifade etmedi ve insanlığın bu ifadeyi anlamak için yolcuğu başladı.
 
Bir yenilik yarattığımızda, bu bir düşünce ya da icat da olabilir, bunun özellikleri açık bir şekilde ifade edilir. Genelde bunu ne yapacağını, neye eğilimli olduğunu veya ne ile yer değiştirdiğini, avantajlarını, dezavantajlarını biliriz. Bu yenlik ortaya çıktıktan uzun bir süre sonra geriye baktığımızda daha önce hiç farkına varamadığımız etkilerinin de olduğunu fark ederiz. Bu etkilere çoğu zaman "öngörülemeyen sonuçlar" demek yerine "istenmeyen sonuçlar" demek eğilimindeyizdir.
Öngörülemeyen sonuçların çoğu toplumda ve kültürde planlamalarımızda dikkat etmediğimiz durumlar oluşturur. Bu tarihsel, kültürel ve dinsel emsalleri bir sinsile gibi etkilemektedir. Bu dinamik süreçler bizim kavramlarımızla karşılaştırıldığında tamamıyla açık değildir. İnsanlar arasındaki etkileşimi ve daha geniş anlamda tüm toplumu usulca etkilemektedir. Tek kelimeyle yeryüzü farkına varmadığımız her şeyi içine almaktadır.
 
İnsanoğlu genellikle bir şey değiştiğinde bir şeylerin farkına varmaktadır ve önemli olan farkına varılan şeydir. McLuhan'a göre "mesaj", dokunun, hızın veya ölçünün değişimidir ve mesaj sayesinde yeni bir buluş veya yenilik "insanların işleri ile tanışır". Mesaj, bir içerik ya da yeniliğin kullanımı değildir. İnsanlar arası ilişkilerde değişim yeniliği getirmektedir. Dolayısı ile mesajın tiyatral üretimi, müzik veya oyun üretimi değildir, örneğin üretimi destekleyen turizmdeki bir değişimdir. Belirli bir tiyatral üretim durumunda mesaj, oynanan aracın sonuçlarından doğan ve dinleyicilerin bir parçası olan faaliyetlerde veya davranışlardaki değişimdir ve bu değişim, genel olarak, tiyatral üretim aracından oldukça uzaktır. Benzer şekilde mesaj, haber yayını değildir, örneğin hırsızlığa karşı toplum davranışlarında oluşan değişimdir ya da korkudur. McLuhan mesajı, apaçık ortada olana bakmak ve apaçık ortada olamayan değişimleri veya görünür etkilerini araştırmaktır.
 
McLuhan aracı "bizim  herhangi bir uzantımız" olarak tanımlamaktadır. Ona göre çekiç, kolumuzun bir uzantısı, tekerlek bacaklarımızın ve ayağımızın bir uzantısıdır. Her biri vücudumuzla kendi başımıza yaptıklarımızdan daha fazlasını yapabilmemiz için bizi etkinleştirmektedir. Benzer şekilde dil aracı, düşüncelerimizi zihnimizden alıp diğerlerine uzatmaktadır. Düşüncelerimiz bireysel algı deneyimlerimizin bir sonucu, konuşma duygularımızın dışa vurumu olduğu gibi duygularımız dünyayı zihnimize getirir, konuşma algısal olarak şekillenen zihnimizi dünyaya aktarır. McLuhan'a göre araç, değişimi meydana çıkaran şeydir. Bazı değişim türleri, kurguladığımız veya yarattığımız her şeyden meydana gelmektedir; buluşlarımız, yeniliklerimiz, düşüncelerimiz, ideallerimiz McLuhan'ın araçlarıdır.

"Araç mesajdır" ifadesi toplumsal ve kültürel koşullardaki değişimi gösteriyor ki yeni bir mesajın varlığı yeni bir aracı etkilemektedir. Dolayısı ile yeni bir araç, herkes tarafından bilinmeden tanımlanabilir ve bu süreç bazen yıllar alabilmektedir. Eğer yeni bir aracın toplumumuza veya kültürümüze zarar verebileceğini keşfedersek, etkileri yayılmadan önce bu yeniliğin gelişimini ve evrimin etkileme şansımız olabilir.

McLuhan bize bu ifade ile kısaca "değişimin üzerindeki kontrolün, değişimle birlikte hareket etmediğini, onun ilerisinde hareket ettiğini, öngörünün ise gücün yönünü değiştirmeyi ve onu kontrol etmeyi sağladığını" hatırlatmaktadır.

Küresel köy (Global village)

Marshall McLuhan küresel köy ifadesini ilk olarak 1920'lerde radyonun insanlar arasında samimi bir iletişim oluşturması ve insan deneyimlerini hızlı bir şekilde iletmesinden kaynaklı insanlığa etkisini tanımlamak için kullanmıştır. Günümüzde bu ifade insanlara "gerçeğe yaklaşmak, sonunda başarı elde edilen nokta" gibi anlamlar çağrıştırmaktadır. Bir insan çevreden kopuk bir şekilde bir şeyleri görebiliyorsa ve bu diğer bir çevrenin içeriği olabiliyorsa bu durum bu ifadenin (küresel köy) bir sonucudur. Çünkü McLuhan'a göre yeni bir şey görünür olduğunda kendisi üzerinde genel bir kontrolü olmaktadır.

McLuhan, özellikle elektronik iletişimin yaygınlaşmasıyla birlikte, dünyanın küçük bir topluluk gibi olacağına inanmıştır. Örneğin, dünyanın pek çok farklı yerindeki insanlar, televizyon programları yoluyla aynı haber ve olayları izlemektedir.
 
Kaynak:
Global Village http://projects.chass.utoronto.ca/mcluhan-studies/v1_iss2/1_2art2.htm

Küresel Köy http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCresel_k%C3%B6y
 
Federman, M. (2004). What is the Meaning of the Medium is the Message? Ziyaret tarihi:15.05.2015
http://individual.utoronto.ca/markfederman/MeaningTheMediumistheMessage.pdf.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Marshall McLuhan kimdir?

Marshall McLuhan (1954-1980), 1942 yılında doktora derecesini alana kadar İngilizce ve felsefe konularında çalışmıştır. 1950'lerde tanıştığı antropolog Edmund Carperter ile birlikte, insan iletişimi üzerine yazdığı bir makale kendisinin çalışmalarında disiplinler arası bir değişim yaratmış, gelecekteki çalışmalarına da tohum ekmiştir. 1960'larda önde gelen iletişim filozoflarından biri olmuştur. 1963 yılında Toronto Üniversitesinde kurduğu Teknoloji ve Kültür Merkezinde kendisini, elektronik teknolojisinin toplum üzerinde yarattığı etkiler üzerine yaptığı çalışmalara adamıştır.
 
1960'ların sonunda "araç mesajdır (the medium is the massage)" adlı çalışması ile ünü tavan yapmıştır. McLuhan'ın düşünceleri toplumun her kesiminden ilgi görmüş, dünyanın her yerinde dergilere kapak olmuştur. Çalışmaları 20 farklı dile çevrilmiştir.
 
1970'lerde ünü azalınca, Teknoloji ve Kültür Merkezini kapatarak oğlu Eric McLuhan ile birlikte çalışmaya başlamış, sayısız makaleye ve kitaba imza atmıştır. Kariyerinin en parlak döneminde (1967) geçirdiği ciddi sağlık sorunlarının ardından 1979'da ağır bir felç geçirerek konuşma yeteneğini kaybetmiş, bir yıl sonra (1980) vefat etmiştir. 1980'lerin sonuna doğru McLuhan'ın düşünceleri akademik dünyada tekrar hayat bulmuş, özellikle 1990'larda www'nin ortaya çıkması ile popülerlik kazanmıştır. Oğlu Eric, babasının vefatından sonra daha önce babası ile birlikte başladığı "medya kanunları (The laws of media)" adlı çalışmayı tamamlamıştır. Toronto'daki Teknoloji ve Kültür Merkezi, Derrick de Kerckhove'un liderliğinde tamamen yeni jenerasyon öğrencilerin öngörüleri, ilgileri ve ilhamları ile McLuhan'ın bıraktığı yerden ve çalışmalarından yola çıkarak yeni medya ile ilgili araştırmalara devam etmektedir.
 
Marshall McLuhan'ın Bazı Önemli Çalışmaları:
 
1951 The Mechanical Bride: The Folklore of Industrial Man (Mekanik Gelin: Endüstri İnsanının Kültürü)
McLuhan bu kitabında çağdaş reklamcılık ve Medya'da metin ve resimleri hicivsel olarak biraraya getirerek modern popüler kültüre eleştirel bir bakış açısı önermiştir.
 
1962 The Gutenberg Galaxy (Gutenberg Galaksisi)
Batı toplumunun yazılı basına etkisi araştırılmış, özellikle insan iletişimine ve algılarına etkileri incelenmiştir. Batı kültürünü ve değerlerini şekillendirmesinin ardındaki birincil gücün matbaa teknolojisi ile birlikte fonetik alfabenin icadının olduğunu literatürdeki örneklerle açıklamıştır.
 
1964 Understanding Media (Medyayı anlamak)
McLuhan'a ün kazandıran yapıttır. Kitap iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde genel teorik bir çerçeve çizilmiş, ikinci bölümde medya ile ilgili bir dizi örnek olay sunulmuştur. McLuhan medyanın geniş bir tanımını sunarak, saatleri, giyinmeyi, silahları ve oyunları da içine alan bir analizle farklı bir görüş ortaya koymuştur.
 
1967 Medium is the Massage: an inventory of effects (Araç Mesajdır: Etkilerin bir keşfi)
Bu kitapta fotografik benzetmeler kullanılarak McLuhan'ın temel düşünceleri özümsetilmeye çalışılmıştır.
 
1968 War and Peace in the Global Village (Küresel köyde savaş ve barış)
Bu kitapta da benzer şekilde medya ile şiddet arasında ilişki incelenmiştir.

1970 From Cliche to Archetype (Sıradanlıktan İlk örneğe), Culture is our Business (Kültür bizim işimiz)
Sanat, tarih ve popüler kültür arasındaki etkileşim incelenmiştir. Culture is our Business, Mechanical Bride'daki gibi modern (çağdaş) reklamcılıktan resimlere benzer başlıkları taşımaktadır.

1972 Take Today: Executive as Dropout (Bugünü al: Bırakan olarak yetkili)
İş dünyasına elektronik medyanın etkisi üzerine bir çalışmadır.

1977 City as Classroom (Sınıf olarak şehir)
Öğrencilerin kendi medya ortamlarını keşfetmelerine olanak sağlayan bir dizi etkinlikten oluşmaktadır.

1988 The Laws of Media (Medyanın kanunları)
McLuhan'ın ölümünden sonra oğlu Eric tarafından tamamlanan ve McLuhan'ın düşüncelerini tek bir çerçevede sentezleyen bir eserdir.  Eric bu çalışmada medya kanunlarını dört parçadan oluşan somut kavramlar olarak tanıtmış ve bu çalışmadan sonra babasının izinden gitmiştir.

Kaynak:Marshall McLuhan http://www.cios.org/encyclopedia/mcluhan/m/m.html Ziyaret Tarihi:11.05.2015

8 Mayıs 2015 Cuma

Uzaktan Eğitim İle İlişkili Öğrenme ve Öğretme Teorileri

Uzaktan öğrenme ve öğretme faaliyetleri basit eğitim-öğretim uygulamaları olarak görülmemelidir. Bu faaliyetlerin anlamak ve gelecekte nasıl yol alacağını tahmin etmek, bu konudaki teorilerin anlaşılması ile mümkündür. Ancak geçmişte ve günümüzde var olan öğrenme teorilerinin de incelenmesi gerekir.  Bu çalışmada geçmişten günümüze öğrenme teorileri dört başlık altında incelenmiştir:
·         Davranışçılık
·         Bilişselcilik
·         Yapısalcılık
·         Bağlantıcılık

Davranışçılık (Behaviorism)

Uyaran-tepki prensibine göre çalışan bir dünya görüşüdür. Davranışçılığa göre tüm davranışlar dış uyaranlar tarafından oluşturulur ve bu davranışlar zihinsel veya bilişsel durumları düşünmeksizin açıklanabilir.
 
Davranışçılıkta öğrenme sürecinde öğrenen temelde pasiftir, çevresel uyaranlara cevap vermektedir. Öğrenen temiz bir sayfa ile başlar ve davranışları olumlu veya olumsuz pekiştirmelerle şekillenir. Hem olumlu hem de olumsuz pekiştirmeler, daha önceki davranışların tekrarlanma ihtimalini arttırır. Ceza ise önceki davranışların oluşma olasılığını azaltır. Öğrenme, öğrenen davranışındaki değişim olarak tanımlanır. Bu konudaki ilk çalışmalar hayvanlar (Pavlov’un köpeği gibi) üzerinde yapılsa da daha sonra insanlara genelleştirilmiştir.

Fikir babaları ve önemli katılımcıları: John B. Watson, Ivan Pavlov, B. F. Skinner, E. L. Thorndike, Bandura, Tolman.

Bilişselcilik (Cognitivism)
Bilişsel paradigma temelde aklın “kara kutu”sunun açılması ve anlaşılması gerektiğini savunur. Öğrenen bilgi işlemci (bilgisayar gibi) görülmektedir.
1960’larda davranışçılığın yerini baskın bir şekilde bilişsel yaklaşım almıştır. Bilişselcilik zihinsel faaliyetlere odaklanır, insan zihnindeki kara kutuyu açmak önemlidir ve insanların nasıl öğrendiğini anlamak için gereklidir. Düşünme, hatırlama, bilme, problem çözme gibi zihinsel süreçlerin keşfedilmeye gereksinimi vardır. Bilgi, şema veya sembolik zihinsel yapılar olarak görülebilir. Öğrenme, öğrenenin zihinsel şemasındaki değişim olarak tanımlanabilir.
 
Davranışçılığa cevap olarak; insanların sadece çevresel uyaranlara cevap veren programlanmış hayvanlar olmadığını savunur. İnsanlar öğrenmek için aktif katılıma gereksinim duyan ve düşünme sonucu faaliyet geliştiren akıllı varlıklardır. Davranışlardaki değişim incelenmelidir fakat sadece öğrenenin kafasında ne oluştuğunun belirtisi olmalıdır. Bilişselcilik, bilgisayar gibi aklın metaforunu kullanır; bilgi gelir, iletilir ve net çıktılara öncülük eder.

Fikir babaları ve önemli katılımcıları: Merrill (Component Display Theory), Reigeluth (Elaboration Theory), Gagne, Briggs, Wager, Bruner, Schank, Scandura

Yapısalcılık (Constructivism)
Yapısalcılığa göre öğrenme aktif ve yapıcı bir süreçtir. Bu yaklaşımda öğrenen bir bilgi yapıcıdır. İnsanlar nesnel gerçekliği kendi kişisel bakış açılarına göre oluşturur veya yapar. Yeni bilgi ilk bilgiye bağlanır, böylece zihinsel temsiller öznelleşir.

Davranışçılık ve programlanmış öğretim gibi öğretici nitelikteki yaklaşımlara bir tepki olan yapısalcılık, öğrenmeyi başarılması gereken bir süreçten çok bilgiyi yapılandıran aktif bir süreç olarak tanımlamaktadır. Bilgi, çevreden edilen kişisel deneyimlere ve hipotezlere dayalı olarak yapılandırılmaktadır. Öğrenenler sosyal ilişkiler yoluyla bu hipotezleri devamlı test etmektedir. Her birey bu süreci farklı yorumlamakta ve yapılandırmaktadır. Öğrenen boş beyaz bir tahta değildir, geçmiş deneyimleri ve kültürel faktörlerle birlikte bu sürece katılmaktadır.

Fikir babaları ve önemli katılımcıları: Vygotsky, Piaget, Dewey, Vico, Rorty, Bruner

Bağlantıcılık (Connectivism)
Bağlantıcılık temelde bilişsel gelişimle ilgilidir. Bu teoriye göre öğrenme, birey öğrenme toplumuna katıldığında başlamaktadır ve bilgi, tartışma, paylaşma ve düşünme yoluyla faaliyet kazanmaktadır. Uzaktan eğitim öğrenme toplumunun daha kolay biçimlenmesini ve bu sürecin globalleşmesini sağlamaktadır. Çünkü dünyanın her yerinden insanlar açık ve uzaktan öğrenme uygulamaları sayesinde öğrenme toplumuna katılmaktadır. Ancak burada en önemli sorunlardan biri; internet yoluyla alınan enformasyonun sağlıklı olup olmadığı, insanların bilgiyi filtrelerden geçirmeden alması ve onun geçerli ve güvenilir olduğuna inanmasıdır.
Bağlantıcılık teorisinin kuramcılarından Siemens (2008), gerçekte ne bilindiğinden çok bilinenin kapasitesinin önemli olduğunu vurgulamaktadır. Siemens ayrıca farklı alanlar, disiplinler, kavramlar arasında bağlantı kurma yeteneğinin temel bir beceri olduğunu vurgulayarak bilginin sadece önceden paketlenmiş ve formal bir şekilde öğrenenlere sunulan öğretim programlarından ibaret olmadığını, öğrenenlerin kendi kendilerine araştırarak öğrenebileceğini ve böylece dünyadaki bilginin sınırının olmadığını anlayacaklarını savunmuştur.

Fikir babaları ve önemli katılımcıları: Siemens, Downes

Kaynak:
Öğrenme Teorileri http://www.learning-theories.com Ziyaret Tarihi: 17.04.2015
Crawford, J. (2009). Learning Teories that Encompass Distance Education, Baoise State University. http://edtech2.boisestate.edu/crawfordj/portfolio/files/5_Learn_theories.pdf

29 Nisan 2015 Çarşamba

Uzaktan Eğitim Kuramları - Etkileşim ve İletişim Teorisi (Börje Holmberg)

Holmberg'in etkileşim ve iletişim teorisi, iletişim teorileri kategorilerinden "güdümlü öğretici iletişim (guided didactic converstion)" adı verilen kategoriye girmektedir. Holmberg'e (1985) göre bu teori, iletişim aracılığı ile iş birliği ve aidiyet duygusuna etki etmedir. Bunun yanı sıra soruların, cevapların, tartışmaların öğrenci-öğrenci, öğrenci-öğretmen arasında yer değiştirmesi ile  öğretme etkinliğine açıklayıcı bir değer katmaktadır. Holmberg (1986) bu teori ile ilk önce 7 varsayım ortaya koymuştur:
 
1. Öğrenmenin en temel bileşeni öğrenen ve öğreten taraf arasındaki etkileşimdir. Önceden hazırlanmış derslerde, konu uzmanının sunumu aracılığı ile yapılan etkileşim, öğrencilerin genellikle dersle etkileşimi sonucu oluşan farklı görüşleri, yaklaşımları, çözümleri düşünmelerini sağlayan etkileşimin bir parçası olarak düşünülebilir.
 
2. Çalışmalara heyecanlı bir şekilde katılım ve öğrenen ile öğreten taraf arasında kişisel ilişkilerdeki duygular öğrenme memnuniyetini arttırmaktadır.
 
3. Öğrenme memnuniyeti öğrenci motivasyonunu arttırır.
 
4. Çalışmayı ilgilendiren karar verme sürecine katılım, öğrenci motivasyonunun lehinedir.
 
5. Güçlü öğrenci motivasyonu öğrenmeyi kolaylaştırır.
 
6. Dostça, samimi bir ses tonu ve konu uzmanına kolay erişim  öğrenme memnuniyetini arttırır, öğrenci motivasyonunu destekler ve böylece önceden hazırlanmış (yapılandırılmış) derslerin sunumunda öğrenmeyi kolaylaştırır.
 
7. Öğrenmenin etkinliği, öğrencilerin ne öğrendiğine bakılarak kanıtlanır.
 
Holmberg'in inandığı bu varsayımlar, uzaktan eğitimin öğrenme ilkelerinin temelini oluşturmaktadır. Bu varsayımlardan yola çıkılarak biçimlenen teoriye göre uzaktan eğitim, öğrenci motivasyonunu destekleyecek, öğrenme memnuniyetini arttıracak ve yapılan öğrenimi bireysel öğrenenler ve onların gereksinimlerine uygun hale getirecek, öğrenen ile uzaktan eğitim kurumu arasında dostane bir ilişki yaratacak, ders içeriğine erişimi kolaylaştıracak, öğreneni etkinliklere, tartışmalara, kararlara çekecek ve genellikle öğrenenin ihtiyaç duyduğu gerçek ve yapay (simulated) iletişime yardımcı olacaktır. 
 
Holmberg, bu teori ile etkili bir uzaktan eğitimin temel karakteristik özelliklerine dikkat çekmektedir. Kendisi 1995'te bu teoriyi genişleterek uzaktan eğitimi 8 parçaya ayırmıştır. Bu parçalar:
 
1. Uzaktan eğitim, yüzü yüze öğrenim yapamayan veya yapmak istemeyen bireysel öğrenenlere hizmet etmektedir. Bu öğrenenler heterojendir.
 
2. Uzaktan eğitim, öğrenenlerin diğerleri tarafından karar verilen öğrenim yeri, yıl içindeki öğrenim dönemleri ve tatiller, zaman çizelgeleri ve giriş koşulları gibi durumlara mecbur kalmamalarını sağlamaktadır. Uzaktan eğitim  böylece bireylerin seçim özgürlüğünü ve bağımsızlığını arttırmaktadır.
 
3. Toplumlar uzaktan eğitimden faydalanmaktadır; örneğin bireysel öğrenenler tarafından maddi olarak karşılanabilen liberal öğrenim fırsatları veya profesyonel/mesleki eğitim gibi olanaklar sağlanmaktadır.
 
4. Uzaktan eğitim, yenilenme ve yaşam boyu öğrenme aracıdır, aynı zamanda öğrenme olanaklarına ücretsiz ve eşit erişim imkanı sunmaktadır.
 
5. Etkili öğrenmenin yanı sıra bilişsel bilgi ve becerilerin kazanılması ile ilgili öğrenme ve bazı psikomotor öğrenmeler, uzaktan eğitim yoluyla etkili bir şekilde sağlanabilir. Uzaktan eğitim biliş ötesi yaklaşımlara da ilham vermektedir.

6. Uzaktan eğitim, bireysel etkinlikler anlamında derinlemesine öğrenmeye dayanmaktadır. Öğrenme hem desteklenir hem de öğrenmeye rehberlik edilir. Öğretme ve öğrenme kolaylaştırılmış öğrenmeye dayanmaktadır, genellikle önceden hazırlanmış (yapılandırılmış) dersler şeklindedir.

7. Uzaktan eğitim, davranışçı, bilişsel, yapısalcı ve diğer öğrenme yöntemlerine açıktır. İş bölümü, mekanik cihazların kullanımı, elektronik veri işleme ve kitle iletişimi gibi kavramlarla sanayileşmenin bir öğesidir.

8. Öğrenciler ve onları destekleyenler (kolaylaştırıcılar, danışmanlar vs.) arasında empati, kişisel ilişkiler ve öğrenim memnuniyeti, uzaktan eğitimde öğrenmenin merkezini oluşturmaktadır. Empati ve aidiyet duygusu öğrenci motivasyonunun öğrenmeye etkisini  artırır. Karar verme sürecine katılan öğrenciler vasıtasıyla; sağduyulu, probleme odaklı, iletişimi seven sunumlar yapan öğreticiler vasıtasıyla; öğrenciler ve kolaylaştırıcılar, danışmanlar ve diğer destek birimleri arasında arkadaşça etkileşimler vasıtasıyla; liberal örgütsel yapılar ve süreçler vasıtasıyla bu duygular taşınmaktadır.

Yukarıdaki bu liste Holmberg'in gözünden uzaktan eğitimi tanımlamaktadır. Teorinin ortaya çıkardığı hipotezler arzu edilen genel bir öğrenme yaklaşımını tanımlayan ve öğrenme için çabalamaya olanak sağlayan açıklayıcı bir güçtür.

Kaynak:
Simonson, M., Smaldino, S., Albright, M., & Zvacek, S. (2012). Teaching and learning at a distance: Foundations of distance education (5th ed.). Boston, MA: Pearson.

22 Nisan 2015 Çarşamba

Pedagoji (Çocuk eğitimi) & Androgoji (Yetişkin eğitimi) arasındaki farklılıklar

Pedagoji, androgoji göre daha eski bir kelimedir. Pedagoji, kelime olarak ilk, 1500’lü yılların ikinci yarısından sonra görülmeye başlamıştır. “Bir çocuğa öğretmek veya rehberlik etmek”  anlamındadır. Androgoji ise “yetişkinlere öğretmede kullanılan yöntem ve teknikler” olarak ifade edilmektedir. 1800’lü yıllarda ilk olarak Alexander Knapp tarafından kullanıldığı görülen bu kelime, 1960’larda yetişkin eğitimine odaklanan Malcolm Knowles ile popülerlik kazanmıştır [4]. Günümüzde pedagoji çocuk eğitimi olarak tanımlanırken androgoji yetişkinlerin eğitimine rehberlik etme sanatı olarak tanımlanmaktadır [5].
 

Pedagoji ve androgoji arasındaki farklılıklar; öğrenen ile öğreten arasındaki ilişki, öğrenme süreci ve deneyimler, öncelikler, amaç, motivasyon (güdülenme) faktörleri açısından aşağıda tartışılmıştır.
 

Öğrenen ile öğreten arasındaki ilişki
Pedagojide öğreten ile öğrenen arasında yönetim ilişkisi vardır, diğer bir ifadeyle öğrenci öğretmene bağlı olarak hareket eder, öğrenenin ne yapacağına, ne öğrenmesi gerektiğine öğretmen karar verir. Pedagojide öğretmen baskın rol oynar. Androgojide öğrenen daha çok kendi kendini yönetir, öğretmen ise öğrenene rehberlik eder, onu yönlendirir, öğrenmesini kolaylaştırıcı rol üstlenir [2].

Öğrenme süreci ve deneyimler
Androgojide öğrenen deneyim açısından zengindir. Bilindiği üzere yetişkinler birbirleri için zengin kaynaklardır[3]. Özellikle alçakgönüllü ilişkiler yetişkinleri iyi öğretmenler yapar. Yetişkin sınıflarda öğretmenlerin bilgisi en az öğrenenlerin deneyimleri kadar vardır ya da her ikisi de başa baş takas edilebilir. Bazen bu tip sınıflarda öğretmenin mi yoksa öğrencilerin mi daha çok öğrendiğini tespit etmek zorlaşır [1].

Öncelikler                                                   
Pedagojide öğrenen önceden oluşturulmuş öğretim programına göre kendini ayarlama gereksinimi duyar, androgojide ise öğretim programı öğrencinin gereksinimleri ve ilgisi doğrultusunda oluşturulur. Androgojide öğrenen, öğretim programı ile karşılaştırıldığında birincil (primary) öneme sahip, pedagojide ise ikincil (secondary) öneme sahiptir [2].

Amaç
Pedagojide öğrenenler öğretim programları aracılığı ile geleceğe hazırlanır. Andragojide ise öğrenenler öğrendiklerini veya kazandıkları deneyimleri bir an önce uygulamak isterler[3,5]. Androgoji daha çok informal öğretime odaklanır, örneğin biçki-dikiş, pastacılık, yağlı boyama kursları, yabancı dil eğitimi vs. gibi eğitimlerde yetişkinlere sık rastlanır. Yetişkin öğrenenler için mezun olmak, diploma almak veya eğitime devam edip etmemek önemli değildir [4].  Yetişkinler eğitimlere formal öğrenme anlamında değil yetişme (training) anlamında katılmaktadır, ayrıca hayatlarındaki eksiklikleri gidermek, işlerini daha iyi yapabilmek, terfi etmek, sorumluluklarını azaltmak gibi nedenlerle de eğitimlere katılmaktadırlar [5].

Motivasyon
Androgojide öğrenenler içsel güdülenir, pedagojide öğrenenler dışsal güdülenir [5]. Diğer bir ifade ile pedagojide öğrenenleri öğrenme konusunda başkaları (ebebeyn, öğretmen, arkadaş, çevre vs.) güdüler, androgojide içsel güdüleyiciler; özsaygı, özgüven, farkındalık, daha kaliteli bir yaşam, kendini gerçekleştirme gibi durumlardır[3].

Kaynaklar

[1]Knowles, M. S., Holton, E. F., & Swanson, R. A. (2012). The Adult Learner. Routledge.
[3]Awesome chart on “Pedagoji vs Androgogy” http://www.educatorstechnology.com/2013/05/awesome-chart-on-pedagogy-vs-andragogy.html

[4] Androgogy vs. Pedagogy http://www.diffen.com/difference/Andragogy_vs_Pedagogy

[5] Doç. Dr. Hasan Çalışkan (2015). Açık ve Uzaktan Öğrenmenin Temelleri Dersi Ders Notları, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

17 Nisan 2015 Cuma

Yapısalcılığın (constructivism) eğitime uygulanması

Yapısalcılık, hem ne bilindiğini hem de bilginin nasıl geldiğini tanımlayan bilgi ve öğrenme ile ilgili bir kuramdır. Öğrenmeye bu açıdan bakıldığında öğrenme kendi kendini yöneten bir süreçtir.

Öğrenme bireylerin kültürel olarak geliştirilmiş araçlar ve semboller aracılığı ile anlayıp yapma girişimi, işbirlikçi sosyal etkinlikler ve yapıcı tartışma uygulamalarına katılımı ile gerçekleşir. Yapısalcılık, bir öğretme (teaching) kuramı olmamasına rağmen birçok eğitim kurumunda öğretime (instruction)  kökten farklı yaklaşımlar getirdiğinden dolayı kullanılması önerilmektedir (Fosnot, 2013).
 
Yapısalcılıkta odak noktalar; öğretimin amacının davranış ve beceri oluşturmaktan çok bilişsel gelişim ve derin bir anlayış kazandırmak olduğudur. Ayrıca öğrenmeyi doğrusal bir süreç olarak görmekten çok karmaşık ve temelde doğrusal olmayan bir doğası olduğunun anlaşılmasıdır (Fosnot ve Perry, 2005).
 
Yapısalcılık öğrenme ile ilgili bir teoridir, öğretimin bir tanımı değildir. Yapısalcılıktan kaynaklanan bazı genel öğrenme ilkelerini akılda tutarak eğitimsel uygulamalarımızı yeniden gözden geçirebiliriz:
  • Öğrenme gelişimin bir sonucu değildir, öğrenme gelişimdir. Öğrenenin keşfetmesi ve kendi kendini organize etmesini gerektirir. Bu nedenle öğretmenler öğrenenlerin kendi sorularını sormalarına, mümkünse kendi hipotezlerini ve modellerini geliştirmelerine izin vermeli, öğrenme boyunca onları canlı tutmalı ve tartışabilecekleri, fikirlerinin savunabilecekleri ortamlar oluşturmalıdırlar.
  • Dengenin olmayışı öğrenmeyi kolaylaştırır. Hatalar, öğrenenlerin kavrayışı olarak algılanmalıdır, bundan dolayı azaltılmamaları veya engellenmemeleri gerekir. Araştırmaları ve üretmeleri için öğrenenlere zorluklar, açık uçlu araştırmalar, anlamlı içerikler  sunulmalıdır. Özellikle sorunlar aydınlatılmalı, araştırılmalı ve tartışılmalıdır.
  • Yansıtıcı özet öğrenmenin destekleyici gücüdür. Temsili bir form üzerinde öğrenenlerde kazanılan deneyimler özetlenerek düzenlenir ve öğretene yansıtılır.
  • Bireyler arasındaki diyalog (karşılıklı etkileşim) geleceğe yönelik düşünceler doğurur. Öğretenden çok öğrenenler sınıfa karşı kendi düşüncelerini iletmek, savunmak, ispatlamaktan sorumludur. Düşünceler paylaşım ve tartışmalar sonucu anlam kazandığı ölçüde doğruluğu kabul edilir.
  • Öğrenme, etkinliklerin ve kendi kendine organize olmanın bir sonucudur ve yapının gelişimi doğrultusunda ilerler (Fosnot ve Perry, 2005).
Kaynak:
Fosnot, C. T. & Perry, R. S. (2005). A Psychological Theory of Learning. Teachers College Press, Columbia University.
Fosnot, C. T. (2013). Constructivism: Theory, perspectives, and practice (2nd edition). Teachers College Press.
 

13 Nisan 2015 Pazartesi

Uzaktan Eğitim Kuramları- Bağımsız Öğrenme Teorisi (Wedemeyer & Moore)

Bağımsız Öğrenme Teorisi- Charles Wedemeyer
Wedemeyer’e göre uzaktan eğitimin özü öğrenenin bağımsızlığıdır. Bağımsız öğrenme (independent study) ifadesi buradan gelmektedir. Wedemeyer, sistemde öğrenenin bağımsızlığını ve teknolojiye uyumunu vurgulayan 10 karakteristik özellikten bahsetmektedir:
1.       Bir öğrenci bile olsa öğrencinin olduğu her yerde işlem yapabilme yeteneği olmalı- öğretmen olsa da olmasa da,
2.       Öğrenci üzerinde öğrenme sorumluluğu yerleştirilmeli,
3.       Öğretim elemanlarını sistemin koruyucuları olmaktan çıkarıp, onlara doğru eğitsel görevler edinmeleri için daha fazla zaman verilmeli,
4.       Öğrencilere ve yetişkinlere derslerde biçim ve yöntem bakımında daha fazla seçenek (fırsat) sunulmalı,
5.       Eğer mümkünse etkinliği kanıtlanmış öğrenme materyalleri ve yöntemleri kullanılmalı,
6.       Farklı öğrenme materyallerini ve yöntemlerini karışık sunarak her konunun veya ünitenin en iyi bilinen yolla öğrenilmesini sağlamalı,
7.       Dersler uzaktan eğitime uygun bir biçimde tekrar tasarlanmalı veya geliştirilmeli
8.       Bireysel farklılıkların tanınacağı şekilde uyum fırsatları geliştirilmeli,
9.       Öğrencilerin başarıları basit bir şekilde değerlendirilmeli, yer, zaman, yöntem, sıra gibi engeller konulmamalı,
10.   Öğrencilerin kendi hızlarında öğrenmelerine, başlamalarına ve bitirmelerine izin verilmeli.
Wedemeyer, her öğretme/öğrenme durumu için 4 öğe belirlemiştir: bir öğretmen, bir öğrenci ya da öğrenenler, bir iletişim sistemi veya modu, öğrenilecek veya öğretilecek bir şey.
Bu teoriye göre derslerde, öğrencilere ders içeriğinin biçimi ve içeriği uygulama yöntemleri ile ilgili olarak çeşitli seçenekler sunulmalıdır. Bu durumda öğrenciler öğretenden ayrı ya da uzak olsa bile öğrenme gerçekleşecektir. Hatta öğrenciler kendi öğrenme hızlarında öğreneceklerdir. Burada öğrenene büyük sorumluluk yüklenmesi gerektiğine inanılmaktadır. Wedemeyer uzaktan eğitimin başarısını öğretmen ile öğrenci arasında ilişkinin geliştirileceğine bağlamaktadır.
Wedemeyer bağımsız öğrenmeyi özetle şu şekilde tanımlanmaktadır:
  1. Öğrenen ve öğreten ayrılmıştır.
  2. Öğrenme ve öğretme süreci yazılı (text) veya diğer medya öğeleri (ses, video vs.) aracılığı ile gerçekleştirilir.
  3. Öğrenme bireyselleştirilmiştir.
  4. Öğrenme öğrencilerin etkinlikleri aracılığı ile gerçekleşir.
  5. Öğrenme öğrenenin çevresine uygun olarak yapılandırılır.
  6. Öğrenen kendi çalışma hızı ile süreçten sorumludur ve nerede ne zaman duracağı konusunda bağımsızdır.
Bağımsız Öğrenme Teorisi ve Etkileşimsel Uzaklık Teorisi- Michael Moore
 
Moore’un 1970’lerin başında ortaya çıkardığı bağımsız öğrenme teorisi uzaktan eğitim programlarının sınıflandırılması yöntemidir. Moore’un daha sonra yıllardaki çalışmaları, eğitim programlarında iki değişkeni değerlendirmektedir; öğrenen otonomisinin miktarı ve öğrenen ile öğreten arasındaki uzaklık. Etkileşimsel uzaklık olarak ifade edilen bu uzaklık, öğrenen ile öğreten arasındaki fiziksel uzaklığı değil ilişkisel, etkileşimsel, diyalog içeren/içermeyen uzaklığı tanımlamaktadır. Moore’a göre uzaktan eğitim ölçülebilen iki öğeden oluşmaktadır; diyalog (iki yönlü iletişimin karşılanabilme boyutu) ve yapı (bir programın bireysel ihtiyaçlara cevap verebilme boyutu).
Moore (2007), teorinin ikinci bölümünde öğrenen otonomisine dikkat çekmektedir. Geleneksel sınıflar öğrencilerin öğretmene bağlı olması şeklinde kurgulanmaktadır, hatta ister geleneksel olsun ister uzak, eğitim programları öğretmen aktif, öğrenci pasif şekilde tasarlanmaktadır. Uzaktan eğitimde ise öğretmen ile öğrenci arasında mesafe olduğundan, öğretim programları öğrencilere daha fazla sorumluluk yüklenecek şekilde yapılandırılmaktadır. Otonom öğrenen, öğretmenin yardımına daha az ihtiyaç duymaktadır ancak yetişkin öğrenenler öğrenme hedeflerini kurgularken, bilgi kaynaklarını tanımlarken öğretmene ihtiyaç duymaktadır.
Moore, uzaktan eğitim programlarını otonom ve otonom olmayan olarak ikiye ayırmaktadır. Bu teoride öğrenene yüksek derecede sorumluluk verilmesi gerektiğine inanılmaktadır.
Her iki bağımız öğrenme kuramında da öğrenen ve öğreten fiziksel olarak ayrı etkileşimde bulunmaktadır. Öğretenler kendi mantıklarını, yönlendirmelerini, uyarılarını zamandan ve mekandan bağımsız olarak sınıf ortamındaki öğretenlere benzer şekilde öğrenenlere iletmektedir. Öğrencilerin öğretmenlerle etkileşimi elektronik veya yazılı medya aracılığı ile oluşmaktadır. Moore'un bağımsız öğrenme kuramı ile ortaya koyduğu etkileşimsel uzaklığın açıklanmasında kullanılan değişkenler; diyalog ve yapıdır. Diyalog, öğrenen ile öğreten arasındaki iki yönlü iletişimdir. Örneğin telefonla diyalog kurulabilirken, radyo ile kurulamaz. Uzaktan öğretim programlarında diyalog ne kadar çok olursa etkileşimsel uzaklık da o kadar azalır. Yapı ise öğretim programı için hazırlanan hedeflerinin, uygulama ve değerlendirme prosedürlerinin boyutudur veya öğrenenlerin bireysel olarak belirli hedeflere, uygulama planlarına veya değerlendirme yöntemlerine ne kadar uyum sağlayabildiği ile ilgilidir. Yapı, eğitim programlarının öğrenenin gereksinimlerine ne kadar cevap verebildiğinin ölçülmesidir. Yüksek yapılandırılmış programlar bireysel öğrenenlerden etkileşimsel olarak uzakta olan materyal ve becerileri ifade etmektedir. Yüksek yapılandırılmış programlar doğrusal bir yapıya sahiptir ve programda çeşitliliğe izin vermez. Eğitim programları ne kadar az yapılandırılırsa öğretenler öğrenenlerin sorularına ve ödevlerine o kadar fazla zaman ayırabilir.

Kaynaklar:

Independent Study http://192.107.92.31/Corsi_2005/bibliografia%20e-learning/independent_study.pdf Ziyaret Tarihi: 13.04.2015

Simonson, M., Smaldino, S., Albright, M., & Zvacek, S. (2012). Teaching and learning at a distance: Foundations of distance education (5th ed.). Boston, MA: Pearson.